Özgür Sevgi’den Mektup

6 Kasım 2009 günü Radikal gazetesinde yayınlanan, Özgür Sevgi Göral’ın YTÜ yönetimine açık mektubu.

Yıldız Teknik Üniversitesi’ne açık mektup

Siz YTÜ yönetimi, genç bir akademisyen adayına yapabileceğiniz bütün kötülükleri yapmış olmanıza rağmen sistematik olarak onu itibarsızlaştırmaya, damgalamaya ve lekelemeye çalışarak her şeyden önce çok büyük bir ‘ayıp’ ediyorsunuz ve ben başıma ne gelirse gelsin böylesi ‘ayıp’lara şaşırmaya hâlâ devam ediyorum

ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL

Her şey bundan bir yıl önce başladı. Bundan bir yıl önce, saat ücretli olarak ders verdiğim Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde kadro açıldığını öğrendim. İyi bir teamül olarak bölümümüz kadroya atanacak adayları seçerken, bölümde çalışmış olmayı dikkate alıyordu. Zira üniversitenin zorunlu dersi ‘Toplumsal Yapılar Tarihsel Dönüşümler’i 5 ile 15 lira arasında değişen komik ücretlerle ve ilk altı ay sigortasız  çalışarak vermemizin sebebi hepimizin açılacak kadrolara bir gün atanma hayalimizdi.

Sonunda geçen sene kadro açıldı, başvurdum, 13.11.2008 tarihinde yapılan jürinin kararıyla bölümde kadrolu olmaya hak kazandım. Bu arada İ.Ü Siyasal Bilimler Fakültesi’ nde öğretim üyesi Sevgi Çubukçu’nun önerisiyle 21 Kasım 2008 tarihinde Sky Türk programında gerçekleştirilen Kan Uykusundan Uyanmak programına katıldım ve Kürt sorunu hakkında görüşlerimi açıkladım.

Ceylan’ı da eklerdim

Sonra önce dedikodulardan sonra da bizzat rektör yardımcısı Mehmet Ahlatçıoğlu’nun ağzından Sky Türk’te yaptığım açıklamalardan ötürü atamamın yapılmayacağını öğrendim. Neydi o açıklamalar? Kürt sorunun birtakım ‘dış mihrakların’ kışkırtmalarıyla yaratılmış, yapay bir sorun değil belli toplumsal nedenlere dayanan gerçek bir sorun olduğunu söyledim. Uğur Kaymaz’ın da bu memleketin  ‘muteber’ vatandaşlarıyla eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğunu, onun 12 yaşındaki bedenindeki 13 kurşunun hepimizin sorunu olduğunu söyledim. Program şimdi olsaydı buna Lice’de hayatını kaybeden Ceylan Önkol’u da eklerdim, onun o gözlerini kocaman açmış fotoğrafını görünce içimin nasıl burkulduğunu, böyle örnekler yaşanırken kendi yaşadığım sorunu anlatmaktan bile utandığımı söylerdim.

Dava süreci

Uzatmayayım, bunun üzerine yapmamı pek de beklemedikleri bir şey yaptım, tuttum YTÜ’ye karşı dava açtım, hakkımı aramaya kalktım. Bizim gibi ‘genç akademisyen adaylarının’ hak hukuk mücadelesine girmesini pek beklemiyorlar. Nasıl olsa biz bu işe ihtiyacımız olduğu için, çok fazla afişe olmamak için, çok fazla afişe olursak başka yerlerde iş bulamayacağımız için, bize çok büyük haksızlıklar yapsalar da, sözleşmemizi yenilemeseler de, atamamızı yapmasalar da susarız diye düşünüyorlar. Bir adaletsizlik ve haksızlık çemberinin biz gençler için sonuna kadar döneceğine, güçlerinin buna yeteceğine inanıyorlar, malum güçleri neye yeterse, kural bu. Buna pek tahammül de etmediklerini 50d sürecinde mücadele eden meslektaşlarımın başlarına gelen soruşturmalardan biliyordum.

Yetersizlik iddiaları

Ama bu kadar büyük bir haksızlıkla karşılaşacağımı YTÜ’nün hakkımda açıkladığı basın açıklamasını görene kadar beklemezdim. Öncelikle atamamı üniversitenin resmi internet sitesinde yayımlayarak kendilerinin onayladıklarını hatırlatmak isterim. Sonrasında hakkımda iddia ettikleri ‘akademik yetersizlik’ iddialarını ispat etmekte biraz zorlanabileceklerini hatırlatmak isterim. ALES puanım düşük olduğu için ya da ÜDS puanım en düşükten 3.75 puan yüksek olduğu için beni almadıkları gibi gülünç gerekçeler ileri süren YTÜ yönetimi de biraz ciddiyete davet etmek isterim. ALES’ten almam gereken notu aldım ve kadroya atama yapılırken dikkate alınacak tek kriter ALES notu gibi YÖK’e has sui generis kriterler değildir.

ÜDS sınavına gelince Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri Enstitüsü’nde aldığım yüksek lisans eğitimi sayesinde İngilizce’de, Saint-Joseph Lisesi’ndeki eğitimim ve EHESS’te devam ettiğim doktoram nedeniyle Fransızca’da yayımlanmış çevirileri olan birisi olarak her tür dil kriterinden yeninden geçirilmeye hazır olduğumu belirteyim. El yazısı okuyamam, abartı olmasın, ama matbu metinleri rahatlıkla okuyacak seviyede Osmanlıca’mın olduğunu da dil bahsi açılmışken ekleyeyim.

YTÜ’nün savunmasında hiç geçmeyen ama benim hakemli dergilerde yayımlanmış yazılarım, kitap eleştirilerim gibi yayınlarımın da atamam için bol miktarda ‘pozitif kriter’ sunduğuna inanıyorum. Basın açıklamasında YTÜ, hakkımda Taha Kıvanç’ın yazdığı yazıdan yola çıkarak ‘doktor’ olmadığımı vurgulama gereğini hissetmiş. Bu kadroya atanmak için doktor olma koşulu yoktur, kaldı ki ne basına durumumu anlatırken ne de başka herhangi bir yerde doktor olduğumu hiç söylemedim. İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat olduğumu söylemediğim gibi tuhaf bir gerekçe de var, öncelikle hukuk okumuş olmayı kendim için bir zenginlik olarak değerlendiriyorum. Avukat olduğumu da hem o zamanki bölüm başkanımız Ayşegül Baykan hem de baroya kayıt sürecinde bir usulsüzlük olmaması için sigorta kayıtlarından beni çıkaran Fen Edebiyat Fakültesi bölüm sekreteri Kutluhan Erol çok iyi biliyorlar. Kaldı ki, YTÜ’nün kendi yaptığı haksızlığı örtmek için, beni kendimi sürekli anlatmak ve ispat etmek zorunda bırakması bir yana, beni seçmekten hiçbir özel ya da kişisel çıkarı olmayan jüri üyelerimi töhmet altında bırakmasını son derece ahlak dışı buluyorum.

Yargı beklenmeliydi

YTÜ’de atamamın yapılmamasının sebebinin açıkladığım görüşlerim olmadığını kendilerinin akademik özgürlüğe inandıklarını söylemişler basın açıklamalarında. O halde değerli YTÜ yöneticileri keşke açtığım davada yaptığınız savunmayı benim ‘Atatürk ilkeleri ve inkılâplarına uygun’ ders veremeyecek nitelikte olduğuma dayandırmasaydınız. Keşke beni desteklemek için yazı yazanlara kızmak ya da hakkımda gerçek olmayan şaibeler üretmeye çalışmak yerine en azından yargı sürecinin sonucunu bekleseydiniz.

Tüm bunlar boşuna; çünkü yargı yoluyla, akademik kuruluşlar yoluyla, uluslararası insan hakları kurumları yoluyla hakkımı sonuna kadar arayacağım, tüm bu yaptıklarınız bu konudaki kararlığımı arttırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Çünkü aslında dekanlık, rektörlük, hatta YTÜ’nün bahçesinde dolaşan köpekler bile benim siyasi görüşlerimi açıkladığım için bu kadroya atanmadığımı ve bunun hakka, hukuka, adalete ve vicdana uygun olmadığı hakikatini biliyor.

Çünkü sizin bir yıl önce yapmadığınız bu atama yüzünden, tam da tezimi yazma aşamasında işsiz kalmış, hayatını kazanmak için haftada dört gün avukatlık yapan ve kalan günlerde teze çalışan bir akademisyen adayı olarak hayattaki en önemli şeyin bu hakikat duygusuna uygun yaşamak olduğunu biliyorum. Çünkü bu hakikat duygusu, aldığım sınırlı sayıdaki küfür ve tehdit mailleri bir yana, benzer güzel şeylere inanan binlerce insanın yazdığı muazzam dayanışma içeren satırlarında da fazlasıyla mevcuttu.

Çünkü siz YTÜ yönetimi, genç bir akademisyen adayına yapabileceğiniz bütün kötülükleri yapmış olmanıza rağmen sistematik olarak onu itibarsızlaştırmaya, damgalamaya ve lekelemeye çalışarak her şeyden önce çok büyük bir ‘ayıp’ ediyorsunuz ve ben başıma ne gelirse gelsin böylesi ‘ayıp’lara şaşırmaya hâlâ devam ediyorum. Sizi hiçbir akademik ve siyasi ahlaka sığmayan bu tavrınızı terk etmeye ve taşıdığınız isme, ‘üniversite’ye yakışır bir vakarla hareket etmeye davet ediyorum.

Özgür Sevgi Göral: Eski YTÜ öğretim üyesi-EHESS doktora öğrencisi

Bir Cevap Yazın