Kürtçe konusu

Baskın Oran’ın 20 Mart 2011 tarihinde Radikal 2′de yayınlanan yazısıdır.

Kürtçe Konusu

Bu ulus-devlet denilen çağdışı ucube, altyapıda değişiklik yapmakta çok geç kalmıştı. İthal ikameci sınaileşme’den (yani bizim gençlik heyecanı, bilgisizliği ve Kemalizmiyle 1960 ve 70’lerde “sosyalizm” sandığımız devletçilik’ten) ihracata yönelik ekonomiye geçmeye bir türlü karar verememişti. Bu yüzden, Doğu ve Güneydoğu Asya ekonomileri alıp başını giderken, 1980’lerde yüzme öğrenmek için okyanusa atlayanlara benzemişti. Tabii, bunda, Koç Holding başta olmak üzere, aman devletçilik bitmesin diye çığrışmış olan “milli” kapitalizmin büyük günahı vardır, o fasıl ayrı.

Bu çağdışı ucube, şimdi de üstyapıda değişiklik yapmakta fevkalade geç kalmış vaziyette. Bu yüzden gölgelerle boks yaparak yine kıymetli zaman yitirmekteyiz. Her şeyin ötesinde, iki taraftan gençler nâhak yere patır patır ölmekte. Şu anda 1930 modeli Kemalistler, bilerek veya bilmeyerek Derin Devlet’in orkestra şefliğinde, aman Kürtçe konuşulmasın, yazılmasın, öğretilmesin yoksa Türkiye parçalanır diye hâlâ çığrışmaktalar.

Yalnız, bilmem farkında mısınız, son haftalarda çok şayan-ı dikkat gelişmeler oluyor. Bunun en önemli işareti (ayrıca, en acayibi), Hürriyet’ten Fatih Çekirge’nin 21 ve 22 Şubat’ta yazdıkları. Ama buraya gelmeden önce, Kürtçe konusunda neredeyiz, ona bir göz atalım. Yani, ulus-devletin şâhâne tutarsızlıklarına.

Ulus-devlet kekeliyor…

Fazlasıyla rezilliklerle dolu olduğu için çok eskiye gitmeyeceğim; bunları zamanında yazdım da zaten. Bir gösteride öldürülen oğullarının mezar taşına Kürtçe “Şehidin Ruhuna El Fatiha” yazdırdığı için Ağustos 2010 sonunda soruşturmalık olan aileden bu yana neler yaşandı, onu özetleyeceğim.

Bunu yazmıştım, tamamen aynı suçu işleyen iki kişiden biri 7,5 yıl, diğeri (İsa Yağbasan) 9 yıl aldı. “Olumlu kanaat oluşmadığı için” iyi hal indirimi verilmediğinden 1,5 yıl fazla. Çünkü Yağbasan, savunmasını Kürtçe yapmak istemişti (Radikal, 22.09.10)

“Sanık, Güneydoğu Anadolu’yu Kürdistan olarak nitelemiştir. Ayrıca, Kandil Dağı yazarken, Türkçe alfabede bulunmayan Q harfiyle yazmıştır. Bunun, örgütçe sürekli dile getirilen Kürtçe alfabe talebinin propagandası amacıyla yapılmış olduğu anlaşılmıştır”. (Milliyet, 12.11.10). İstanbul 11. Ağır Ceza savcısı, yazıları yüzünden zaten 17 yıl yatmış olan Doç. İsmail Beşikçi’ye böyle bir dava açtı. Sonuç: Beşikçi’ye şimdi de 15 ay verildi.

KCK sanıklarına Lozan md. 39/5’i çiğneme pahasına Kürtçe sözlü savunma yaptırmayan Diyarbakır 6. Ceza’nın, KCK davasından 5 ay önceki bir davada “bilinmeyen dil”i bildiği ortaya çıktı. Üstelik bu davadaki sanık, hukuk bitirmiş biri idi yani Türkçeyi iyi biliyordu (Radikal, 24.11.10).

AKP Gn. Bşk. Yd. Ömer Çelik, “Son özerklik ve iki dil tartışmalarını gerçek demokratikleşme sürecine suikast teşebbüsü olarak görüyorum” dedi (Radikal, 24.12.10). BDP Batman İl Başkanlığı, binasına iki dilde tabela asınca polis Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olduğu gerekçesiyle indirdi (Milliyet, 1.01.10). Kültür Bakanlığı’nın Kürtçe bastırdığı Mem u Zin’i (yazılışı: 1695) ağır ceza mahkemesi sakıncalı bularak mahkumlara verdirtmedi (Bianet, 27.01.11). Yerleşim birimlerinin eski ve yeni adlarının birlikte kullanılması yolundaki kanun teklifi, AKP oylarıyla reddedildi (Milliyet, 05.02.11)

Ulus-devlette ifrat ile tefrit maşallah elele. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Lozan 39/5’in amir hükmü olan sözlü savunmayı reddediyor, Diyarbakır 4. Ağır Ceza bir sanığın 55 sayfalık yazılı Kürtçe savunmasını kabul ediyor ki, 39/5’te sadece sözlü savunma hakkı var (CNN Türk, 25.11.10).

Çok dilli belediyecilik

Urfa’daki bir yürüyüş davasında 98 sanık savunmalarını 5. Asliye Ceza’da Kürtçe yaptı. (Milliyet, 02.12.10). Aynı durum, yine Urfa’da, bu sefer 53 sanık için söz konusu oldu (Taraf, 01.01.11). Mersin’de mahkeme, Ebru B.’nin Zazaca savunma yapmasına izin verdi (Radikal, 26.02.11).
Diyarbakır Başsavcılığı, bölgedeki “çift dilli tabelalar” ile ilgili soruşturmasını tamamlayarak takipsizlik kararı verdi. Gerekçe: 1353 sayılı Harf Kanunu’nda Arap harflerinin yasaklandığı, oysa Kürtçe tabelalarda Latin harflerinin kullanıldığı. Diyarbakır Valiliği, levhalarda Türkçe-Kürtçe kullanma yetkisinin İl Genel Meclisi’nde olduğunu belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. (Milliyet, 21.01.11). Diyarbakır Sur Belediyesi, “Çok Dilli Belediyecilik” davasında beraat etti. Savcı mütalaasında, Harf Kanunu’na aykırılık olmadığını söyledi. (BİA, 02.02.11). Van ve Cizre belediyeleri de bütün yol tabelalarını iki dilli yaptı (T, 30.12.10).

Cumhurbaşkanı Gül, Diyarbakır’da “Anadil bir haktır, bu hak tanınacak” dedi. (Taraf, 07.01.11). Hakkın hangi konuda olduğu anlaşılamadı ama, çok olumluydu ya, bu yeter. Bülent Arınç, “Savunma hakkı kutsaldır. Bence mahkemenin Kürtçe savunmaya izin vermesi gerekir” dedi (Taraf, 03.03.11). Arınç’la görüştüm, Lozan’ın bu hakkı gayrimüslimlere getirdiğini sanıyor ama, yanlış gerekçeyle de olsa doğru söze hasretiz biz. T. Barolar Birliği Başkanı V. A. Coşar “KCK şüphelilerinin savunmalarını ana dillerinde yapmaları AİHS kapsamındadır” dedi (Milliyet, 23.02.11). Bu hak AİHS’de değil, Lozan’da; ama Coşar’a da bravo.

Hürriyet, Lozan’ı keşfetti!

Artık gelelim şu çok acayip ama çok önemli ve olumlu dediğim Fatih Çekirge yazısına. Mutlaka okuyun. Diyor ki: “Şimdi size belki de Türk basınında ilk kez göreceğiniz önemli bir gerçeği açıklayacağım”. 16 yıldır basında bunu yaza yaza yalama olan bendeniz, tabii, “Allah!” diyorum. Ama, aman, yazsın da, ilk defa yazıyor olsun; biz bu memlekette doğru söze hasretiz, nasıl ve niye söylenirse söylensin. Arkasından, md. 39/4-5 metnini veriyor ve “İşte, Cumhuriyet’i kuran belgenin önümüze koyduğu gerçek budur” diyor.

Yalnız, çok dikkat edin, Hürriyet yazıyor bunu. Nedense, işaret fişeği çakıyor. Yakında bir şeyler olacak.

Bir Cevap Yazın