Mühendislik öğrencileri ve sosyal bilim dersleri

Dönem sonuna doğru bir öğrencim aşağıya, kendi cevaplarımla aktardığım metni gönderdi bana. Verdiğim derslerin notları açıkladığım sayfalarında öğrencilerin benden not, anlayış, özel ilgi beklememelerini salık verdiğim bir yazı var. Öğrencim bu yazıya cevaben yazmış, bana da uzun süredir açık açık anlatmaya çalıştığım mevzuyu dillendirmek için bahane çıkmış oldu.

> Her ne kadar insanlar bazı konularda çalışarak kendilerini geliştirebilseler
> de her insanın bazı konularda doğuştan gelen ,yetiştiriliş tarzından veya
> çevresinin etkisiyle oluşan yetenekleri vardır, yani herkesin algısı farklı
> konularda açıktır. Her insanın da başarılı olduğu konu ile ilgili bölüm veya
> meslek seçmesi doğaldır, doğal olduğu kadar da içinde bulunduğumuz sistemin
> yönlendirmesidir aynı zamanda. Sistem bu zamana kadar hep böyle geldi.
> Sayısalcılar ve sosyalciler olarak ayrıldık. Değerlendirilirken de buna göre
> değerlendirilmemiz gerekir.

sistemin nasıl sakat bir şekilde işlediğinin sen de farkındasın demek ki.

> Biz hayatımız boyunca sayısal eğitimi aldık çünkü bu konuda başarılıyız. Siz
> de kendi alanınızda. Sosyal eğitim alanlara nasıl toplumsal , tarihsel ve
> siyasal olaylar arasında bağlantı kurma eğitimi verildiyse , bize de sayılar
> ve teoriler arasında bağlantının nasıl kurulacağına dair eğitim verildi.

bu başarı meselesi biraz karışık. yeteneklerimiz çok isabetli bir şekilde tespit edilmiş olsa ve biz yeteneklerimiz doğrultusunda yönlendirilmiş olsak dediklerinde haklı olabilirsin. ama yukarıda da bahsettiğin üzere liseden itibaren geldiğimiz yol pek de yeteneklerimiz, başarılarımız ya da isteklerimiz ile alakalı olmuyor. herşeyden önce üniversite “piyasası”nın öğrencilere dikte ettiği bir takım tercih sıralamaları var. bunlar bölüm ve üniversite bazında neredeyse her öğrenci için benzer tercih listesi hazırlanmasına yol açıyor. üniversitelerin ve bölümlerin puan sıralaması bu açıdan çok belirleyici. boğaziçi, odtü, itü ve elektronik, bilgisayar, makine, inşaat, vs.vs.vs.
yedi senelik YTÜ dönemimde sorduğum tek bir öğrencim bile ilk sırada tercih ettiği bölümde okumuyordu. çoğu ilk beş tercihinden bile çok uzaktı. bu bence çok çarpıcı, bir o kadar da acıklı bir durum. bu, üniversitede kendimizi okurken bulduğumuz bölümün çok azımız için tercihlerimize ya da isteklerimize uygun olduğunu da gösteriyor.

o yüzden okunan bölüm, başarılı olmak ve istekler/terchiler arasında, olması gerekmesine rağmen, bir ilişki maalesef fiiliyatta yok.

> Hal
> böyleyken sosyal konularda bizim sizlerle eş değer fikirler üretebilmemiz
> beklenmemelidir.

Hal böyleyken sizden sosyal dersleri aldığınızda beklenen bir mühendis adayı olarak aynı zamanda sosyal bilimci de olmanız değil. bu derslerin verilmesindeki amaç mühendislik öğrencilerine toplumsal olan herşeyi eleştirel bir gözle, daha geniş bir perspektiften ve çok boyutlu olarak anlama ve analiz etme imkanı sağlamak. çünkü tarih, özellikle ülke tarihimiz bize gösteriyor ki, mühendis kökenli çok önemli ve yetkili insanlar toplumları, makineler ya da beton ya da devreler gibi idare edebileceklerini zannetmişlerdir.

dolayısıyla sizden beklenen bu dersi veren hocalarla yarışabilecek kadar iyi sosyal bilimcileri tarihçiler ya da sosyologlar olmanız değildir.

>Tabi ki güncel olaylar ve hayatımızı etkileyen tarihsel
> olaylar hakkında fikir sahibi olmak gerekir, ki sahibiz de zaten.
> Fakat
> sizler bu konuda avantajlısınız. Bizlerden, apayrı bir eğitim almamıza
> rağmen sizlerin eğitim aldığınız konular üzerinde de fikir sahibi olmamız
> bekleniyor.

öğrenmek ile fikir sahibi olmak arasında farklar var. sizden beklenen, size gösterilebildiği ölçüde elbette, toplumsal ve tarihsel gelişmelere ilişkin bir bakış açısı geliştirebilmeniz. yoksa kimse sizden doktora tezi yazmanızı beklemiyor. pek meşhur klişede söylendiği üzere bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı engellemek önemli bir misyon kanımca. dediğin gibi herkesin herşey hakkında fikri var ama pek az konuda bilgi sahibi insan var. tarih bilmeden, açık ve çıplak gerçekleri bilmeden belirli düşünce kalıplarına ya da ideolojik aygıtların enjeksiyonlarına maruz kalınıp edilen fikirlerden bahsediyorsak bu derslerin amacı bu düşünsel mahkumiyeti ortadan kaldırmaya çalışmak.

>Bunun adil olmadığını düşünüyorum. Nasıl ki bir uluslararası
> ilişkiler öğrencisinin İstatistik bölümünden alacağı Yöneylem dersinden
> başarısı sınırlı olacaksa, bizim de sosyal derslerdeki başarımız sınırlı
> kalacaktır. Ki sosyal bölümlerde öğrenciler matematik fizik gibi sayısal
> dersler almaya zorlanmazken, sayısal bölüm öğrencilerinden üniversite
> eğitimleri boyunca Türk dili , İnkilâp tarihi, TYTD ve üstüne sosyal
> seçimlik derslerinden başarılı olmaları isteniliyor.

maalesef şöyle bir durum var ki, bir sosyal bilim öğrencisi yöneylem konusunu öğrenmek zorunda değildir ama bir endüstri mühendisi türk modernleşmesinin tarihini öğrenmek durumundadır. zorunda diyemem elbette. ama eğer cumhuriyet tarihi, güncel siyaset ya da küresel gerilimler üzerine iki çift kelam etme vakti geldiğinde elle tutulur bir şeyler söylemek istiyorsa belirli bir seviyede tarihsel ve toplumsal analiz tecrübesi olmalı. bu da toplumsal yapılar dersi gibi derslerde verilmeye çalışılıyor.

kaldı ki bu dersler sosyal bilimler disiplinlerinde okuyan öğrencilerin normalde aldıklarından çok daha “hafif”, giriş düzeyinde ve mühendislik öğrencileri için özel olarak tasarlanmış derslerdir. niyetlenilene tam olarak ulaştıklarını elbette söyleyemeyiz ama yapılması gereken şey bu dersleri kaldırmak değil, ya da bu dersleri anlamakta zorluk çekecek öğrencilerin değerlendirilmesinde iltimas yapmak değil. yapılması gereken şey sizden de gelecek tepkilere göre dersi daha iyi, isabetli ve yararlı bir hale getirmektir.

> Size gelip “sosyal
> derslerden anlamıyorum” ,” biraz anlayışlı olur musunuz” ,”bir şeyler
> yapabilir misiniz” dememizin sebebi işte budur.

sitede notlarla ilgili olarak yazdığım yazı mühendislerin sosyal bilimler kapasitesi hakkında değil, daha çok eğitim-öğretim ahlakıyla alakalı bir yazı. üniversitede bir kaç sene geçirmiş her türkiye cumhuriyeti vatandaşının da bildiği üzere geçer not almanın sıkça başvurulan yollarından bir kaçı arasında kopya çekmek (teknolojik araçların gelişmesiyle akla hayale gelmeyecek yöntemleri bizzat öğrencilerimden çok kez dinledim), senelerdir sorulan aynı sorulara senelerdir fotokopicilerde satılan hazır cevap kağıtlarından hazırlanmak, hocalara durumun zorluğundan bahsetmek, anlayış talep etmek, vs. gibi yöntemler vardır. ama dersi düzenli takip etmek, okumaları yapmak, hocayla tartışmak, herşeyi geçtim, ders için biraz samimi bir çaba göstermek pek yoktur. 4000’e yakın öğrencim arasında, sosyal bilim öğrencileri de dahil olmak üzere kitabı baştan sona okuyanların sayısı 50’yi geçmez.

rezil sınav kağıtları ve ödevler verip, sonra da “hocam son senem, ilgilenirseniz sevinirim” tipinde insanı çileden çıkaran mesajları engellemek için yazmıştım o metni. senin yazını bir kenara koyarak söylüyorum, hiç de etkili olamadığını bu yazının, itiraf etmek gerekiyor.

> İlk vizeye göre
> değerlendirme yapacak olursak 22 kişi kalma sınırında, 6 kişi de vizeye
> girmemiş, bu da 60 kişilik sınıfın sadece yarısı dersten başarılı olacak
> anlamına geliyor. Bu %50 başarının veya %50 başarısızlığın sebebi yukarıda
> saydığım sebeplerdir.

tam da bahsettiğim sebeplerden ötürü, başarısızlık yüzdesinin yüksek olmasının sebebi mühendislere altından kalkamayacakları ağır yükler yüklenmesi değildir. türk eğitim sisteminin sosyal konularla ilgili metin okuma geleneği yaratamaması (yazmayı geçtim), daha doğrusu fanatik gazetesi seviyesinden daha yukarı çıkmamış bir okuma geleneğinin sorumlusu olması (hayatında bizim toplumsal yapılar dersi kitabı kadar şey okumamış olduğunu söyleyen öğrencilerim vardı), 1980 darbesinden beri gittikçe yaygınlaşan politikanın ve tarihin tehlikeli, sıkıcı, “entellere” mahsus bir faaliyet olarak algılandığı bir zihin durumu, mühendisliğin, matematiğin ve doğa bilimlerinin sosyal bilimlerden çok daha özel, çok daha işe yarar, çok daha ayrık olduğu fikrinin hakim olması ve elbette yine türk eğitim sisteminin yaratmış olduğu ve kapanmaz gözüken fenci-sosyalci ayrımı… bunlar bana göre daha geçerli sebepler.

bu sebepler elbette fencilerin sosyalcilere göre daha az başarılı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. işte biz de tam o yüzden mühendislere özel bir ders hazırladık. bu dersi bir edebiyat fakültesinde ya da sosyal bilimler fakültesinde veriyor olsaydık, çok daha fazla okumanın olduğu, çok daha yoğun ve talepkar bir ders olacaktı. bizim dersin 250 sayfalık kitabına bakıp abartılı bulan arkadaşlara, yurtdışında aynı konsepte sahip derslerde okutulan tuğla gibi 800 sayfalık kitapları göstermeye hazırım.

> Bu sınavdan 20 almış bir öğrenci sosyal bölüm eğitimi
> almış birine göre başarısızdır, fakat sayısal bölüm eğitimi alana göre
> başarılıdır bizim gözümüzde, çünkü kapasite bu kadardır, aynı sınava 30 kere
> de girse aynı notu alır.

20 alarak sizin gözünüzle başarılı görünen bir öğrenci ancak sizin görme biçimlerinizin sorgulanmasına yol açar. çünkü aynı sınıftan, aynı bölümden aynı tip liseden gelen başka bir çok öğrenci o dersten 80 alabiliyorsa, o zaman sorun dersin ağır olması, beklentilerin çok yüksek olması değildir.

son olarak, YTÜ’nün büyük bir cesaretle başlattığı fakat değişen yönetim anlayışları sebebiyle arkasında güçlü bir şekilde duramadığı bu sistem (mühendislik öğrencileri için tamamlanması gereken belirli sosyal bilimler kredileri belirlemek) çok sayıda ülkede uygulanmaya başlanan bir sistem. artık akademik disiplinlerin, eskiden olduğu kadar ayrı ve uzak olmadığı fikri daha geniş kabul görüyor. her öğrencinin birkaç ders ile değil, birkaç dönem ile genel eğitim programına tabi tutulması ve ortak dersleri alması, ondan sonra, uzmanlaşmayı istediği bölümü seçmesi giderek daha fazla üniversitenin uyguladığı bir yöntem. bu özellikle türkiye gibi lise eğitimi öğrencisine hayata dair pek bir görüş kazandırmayan, öğrenciyi isteklerini ve yeteneklerini anlamaktan uzaklaştıran ve üniversiteye hala okuması gereken bir kaç lise senesi ile gönderen ülkeler için sadece hoş değil, aynı zamanda gerekli de bir yöntem.

sorun sizde değil, netekim, sorun sistemde. sorun yapısal. bizim yapmaya çalıştığımız şey, öğrenmenizin iyi olduğunu düşündüğümüz şeyi en iyi ve isabetli yöntemle öğretmeye çalışmak. bu çaba tepkiye, fikir bildirmeye ve değişiklik teklifine açıktır. ama notlama konusunda, öğrencilerin değerlendirilmesi konusunda standartların düşürülmesine, adaletsizliğe ve haksızığa açık değildir.

http://www.berkbalcik.net/dersler/siyasal-ideolojiler-kuram-ve-tarih/notlar/

Bir Cevap Yazın