Skandal, iktidar ve komplo

Aşağıdaki metin, Ertuğrul Kürkçü’nün Bianet sitesindeki yazısından bir alıntı. Bütün meşhur siyasi karmaşanın kültürel kökenlerine dair kafa açıcı bir analiz içeriyor.

Deniz Baykal’ın CHP’nin başında kalarak savuşturamayacağı bir komployla karşı karşıya kaldığı muhakkak. İstifa etmemezlik edemezdi CHP Genel Başkanı. Gerçek olduğundan kendisinin de şüphesi olmayan görüntüleri bir pelerin gibi arkasında sürükleyerek partisinin başında durmaya devam etmesi, aynı kütürel-ahlaki değerler zemininde iktidar kavgası verdiği siyasi karşıtları karşısında CHP’nin mücadeleye daima sırtı yerde başlaması demek olurdu.

Baykal’ın istifa retoriğini “vicdan”, “ahlak”, “haysiyet”, “şeref” gibi kavramlar bezese de, CHP Genel Başkanı’nın istifası da tıpkı ona komplo kuran karşıtları gibi ahlak ve vicdanla değil, partisinin kolektif siyasi çıkarlarıyla dolaysız olarak bağlı. Baykal istifa ederek, partisinin bir iç harbe tutuşmadan mücadeleye kaldığı yerden devam etmesinin yolunu açmış, kendisi de CHP’nin gelecekteki mağlubiyetlerinin müsebbibi sayılmaktan ebediyen kurtulmuş oldu.

Deniz Baykal’ın dramı, Türkiye’ye ve güncel politik koşullara özgü özelliklerine karşın, bütün burjuva politikacıların -daha da geniş bir tarih aralığından bakarak söylersek- bütün kudret sahiplerinin bir gün başlarına gelmesinden kaçınamayacakları bir hal. Bu dramın mutlaka, bir “zina” öyküsü olarak gerçekleşmesi de şart değil, insana dair her şey, kudret sahipleri de insan olduklarına göre, bu dramın merkezine yerleşebilir: Meraklar, arzular, hevesler, tutkular, korkular, kıskançlıklar…

İnsani olan herşeyin kudret sahipleri için bir dram haline gelmek üzere bağrında beklediği çelişki şurada: Her toplumsal düzen kendini sürdürebilmek için, toplumun üyelerinin uymazlık edemeyecekleri; uymadıkları, benimsemedikleri takdirde toplum dışı sayılacakları bir dizi değeri, ilkeyi, akideyi, davranış kuralını her gün yeniden üretir, üyelerine öğretir, dayatır, yerleştirir. Bu değerlerin yerine yerleşmesi, bir alışkanlık, tersi düşünülemeyecek bir doğru davranış ilkesi haline gelmesi çok uzun ağır ve sancılı bir süreçtir. İnsanlar aslında bireyselliklerinin bütün potansiyellerini dışa vurmalarını kısıtlayan, doğal yönelişlerini iğdiş eden; eşitsizliklerle bölünmüş bir toplumun bireylerinin hepsini birbirine benzeterek herkesi bir hizaya sokan bu normlara kolayca boyun eğmez. Değerler dediğiniz şeylerin gerisinde bunların gücüne meydan okuyuşlarını hayatlarıyla ödemiş olan, milyonlarca insanın kişisel trajedisi yatar. Değerler, bu kanlı trajediden almaları gereken ibret dersini almış görünen milyonlarca başka insanın boyun eğişleri üzerinde yükselir; kudret sahipleri de, devlet ve din eliyle aşağıdan ve yukarıdan her türlü şiddetle desteklenerek topluma dayatılan bu değerlerin taşıyıcısı rolünde görünür.

Deniz Baykal’ın başrollerinden birinde göründüğü dram işte bireyin bu insani tutkularının peşinden gitme hakkıyla, topluma benimsetilmiş hâkim değerlerin taşıyıcısı olma rolü arasındaki çelişkide yatıyordu. Bu çelişki kim olursanız olun sonsuza kadar sürdürülemez, ya da kudret sahipleri yasak bireysel tutkularının peşine düştüklerini, zorbalık ya da dışlamayla toplumsal değerlere uymaları için boyun eğdirdikleri öteki bireylerden sonsuza kadar saklayamazlar. İlk tanık, ilk fısıltıyla birlikte bireysel olarak meşru ve doğal olan her ilişki devlet adamının dünyasında bir dramın mizansenine dönüşür. Deniz Baykal’ınki ne ilk ne son…

Bir Cevap Yazın