Umum ne, kamu ne? Belediye, içki, devlet, üniversite

10 Mart 2010 tarihli Radikal gazetesinde bir haber yayınlandı. Mesele, Denizli Belediyesi’nin kentteki alkol kullanımını düzenlemek istemesi. Ülkede yükselen muhafazakarlığın, ya da bir başka deyişle kendini daha yüksek sesle ifade etme olanağı bulan muhafazakarlığın yarattığı korkuya referansla, “içki yasağı” tartışması olarak da yankı buldu konu.

Belli ki Belediye kentteki bir takım rahatsızlıkları gidermeyi aklına koymuş, bunu da bir dizi emir ve yasakla halletmeyi uygun bulmuş. Yani her konu için, o konu hakkındaki düzenlemeyi elden geçirmek yerine, bir “Emir ve Yasaklar Yönetmeliği” ile işi toptan halletmeye niyetlenmişler. Disiplin altına alınması gereken, haraket alanının bir takım yasak ve emirlerle net bir şekilde belirlenmesi gereken bir yığını yönetmeye çalışan bir meclis soz konusu yani. Ülkemizde, temsil edilenin, yönetilen haline geldiği; yönetilenlerin de sürekli dizginlenmesi gereken, kendi başına kendisini için neyin iyi ve doğru olduğu konusunda karar veremeyecek, velilik edilmesi gereken bir “mesele” olarak görülen siyaset geleneğine oldukça uygun bir tavır.

Buraya kadar herhangi bir anlaşmazlığa düşmeyen meclis üyeleri, sıra nerelerde içkinin yasaklanması gerektiği konusuna gelince bol bol fikir ayrılığına düşmüşler. Taslak metinde “umuma açık yerlerde içki içmek yasaktır” denmiş, ama itirazlar yükselmiş. İtirazlar, elbetteki, böyle bir seye karışma hakkımız olamaz diye değil, Denizli’nin adı kötüye çıkacak diye yapılmış. En sonunda anlaşma sağlanmış. Nasıl? “Umuma açık yerler” yerine “kamusal alanda” ibaresi getirilerek!

Umuma açık yer yerine kamusal alan deyince sorun kalmamış yani. Kavramların birbirne girdiğinden sıkça bahsedilir de, kamusal, umum, cumhur tartışmalarının bu kadar tavan yaptıgı bir dönemde bu kadarı nasıl olur diye düşünüyor insan. Aslında, kafa karışıklığı nedeniyle bu kadar tartışmaya maruz kalıyoruz da denilebilir, bir başka açıdan bakarak.

Kamusal, TDK’nın Büyük Türkçe Sözlük’ünde “1. Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü. 2. Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme” olarak açıklanıyor. Malûm, amme umum’dan geliyor, umuma ait olan, herkese (ya da genele) ait olan anlamında. Habermas’ın “burjuva kamusal alanı” tartışmalarına gitmeden bu topraklarda kamu, kamusal, umum, umumî ne manaya gelegelmiş bir bakmak gerekiyor aslında. Bunu etimologların, dilbilimcilerin ya da kavram arkeologlarının ortaya çıkarması gerekiyor, ki ben hiç biri değilim. Benim kısa yorumum bu kavram bulamacının siyasal kökenlerine dair olacak.

Kamusal alan ibaresi, hangi teorik yaklaşıma sahip olduğunuza göre, “özel alanın, evin dışındaki, mahremiyet alanı haricindeki her yer”den “devlet dairesi”ne kadar değişik mekanları tanımlayabilir. Burada Meclis’e “Hah, şimdi oldu işte!” dedirten karar anı, herhalde kamusal kavramının Türkiye siyasi hayatındaki esrarlı niteliğinde saklı olsa gerek.

Kamusal alanın ne olduğu üzerinde bir türlü anlaşamıyoruz. Bu anlaşmazlığı yaratan; devletin millete, kamunun bürokrasiye, memurun hakime, yani her türlü sosyal kavramın ve kurumun birbirine karıştığı bir cümbüş değil elbette. Umumî yerine kamusal deyince daha isabetli (ya da hem özgürlükçü hem de disiplinli) olacağını düşündürten, birinin Arapça birinin Türkçe olması, yani birinin “eski” ötekinin “yeni” ya da öncekinin “demode” sonrakinin “modern” olduğuna dair algılamaları tetikleyecek bir dilbilimsel köken gerçekliği de değil.

Bu karmaşanın yatağı, mirasını sürekli reddettiği fakat tahakküm geleneğini sürdürdüğü Osmanlı’dan can suyunu alan Türkiye’ye özgü bir ideoloji. Osmanlı siyaset geleneğinin pozitivizmle mutlu evliliği bu ideolojinin temel dayanağı. En başından beri, pozitivizmin, yani dünyayı ve tarihi ilmin kurallarına göre, dolayısıyla da, bu ilmin hikmetine sahip olanlar tarafından yönetmesi gerektiğini düşünen bir modern iktidar paradigmasının seçkinciliğinden kurtulamayan ideoloji… Bu ideolojinin kurucularının ve yaygınlaştıranlarının zihinlerine Aydınlanma fikri egemendir. Ama Kant’ın Aydınlanma’yı tarif ederken “aklını başkalarının vesayeti olmaksızın kullanabilmek” diye işaret ettiği varoluş biçimi, “yetersizlik” sebebiyle hükmedilenlere yakışıtıralamaz bir türlü. Devlet, her daim, ne yapacağını bilemeyecek durumdaki bu çocuğun elinden tutmalı, neler okuyabileceğine, izleyebileceğine, hangi internet sitelerine girebileceğine, neyin kendisi için iyi ya da kötü olduğuna karar vermelidir.

Bu tür bir ideolojik kaynaktan beslenen siyaset dünyasında herkese ait olan, devletindir. Devlet herkese, umuma, kamuya ait olanı, kamudan daha iyi yöneteceğine, idare edeceğinde kanaat getirmiş olduğundan dolayı, mesele temsiliyet ya da adına yönetimden çok bir nevi gasptır. Kamuya mal olanı, kendine mal etmek. Toplumu yutan, soğuran, kendisiyle toplum arasındaki mesafeyi toplumun aleyhine yok eden (ya da herhangi bir şekilde bu mesafenin oluşmasına izin vermeyen) devlet, kendini toptan toplumun sahibi ilan etmiştir. O yüzden de topluma ait olan ne varsa, devlete ait hale gelir. Tabii, bir başka mesele de, devlete kimin sahip olduğudur ki şimdilik ayrı bir konu diyerek kenara bırakalım.

O yüzden kamusal alan, toplumsal eylem ihtimalini değil, devlet dairesini tarif eder hale gelir. Türban tartışmalarıyla aşina hale geldiğimiz bu ayrım (ya da her iki manasıyla da, tespit) üniversiteyi, o yüzden örneğin, topluma değil, devlete ait bir mekan haline getirir. O yüzden de, üniversitelere, kütüphanelerine, spor tesislerine herkes, umum, kamu giremez. Kamusal alanı diye geçer ama aslında devletin özel alanıdır. Mahremdir; o yüzden mahremi görmesine geçici olarak izin verilen aile üyeleri, üyeliklerini ispat eden kimlik kartlarını, ispatı ispatlayacak elektronik okuyuculara okutarak, ancak, girebilirler.

Devletin mahremine girme imkanı bulamayanlara da, kamusal alan olarak, kala kala, camiler, belediyelerin iğdiş ettiği gayrı insani meydanlar, otomobiller tarafından işgal edilmiş sokaklar ya da cebinize ve ruhunuza gözünü dikmiş alışveriş merkezleri kalır.

Denizli Belediyesi Meclis üyeleri de tartışmalarında “Eğer ‘umuma açık yerlerde’ diye bir ibare kullanırsak, şehrin her yerinde, kanunen serbest olanı yasaklamış oluruz. Bu da Denizli’de alkol kullanmak yasak anlamına gelir. Umuma açık yerler ibaresi kaldırılmalıdır.” ve “Burada cami alanları, terminal, gar ve parklarda yasak [dersek], okul alanlarında, hastanelerde serbest şeklinde de anlaşılır. Umuma açık ibaresi olmaz. Şehrin her alanı umuma açık yerdir. Piknik alanları da, mesirelik alanlar da umuma açıktır” demişler. Bu tartışmalardan sonra da içkiyi “kamusal alanda” yasaklayıvermişler. Üyeler, fiilen içkiyi toptan yasaklamadıklarını düşünseler de, teorik olarak Denizli’de artık evlerden başka bir yerde içki içmek mümkün olmamalı.

Ama ideoloji böyle bir şeydir, farkındalık yaratmadan zihinlerde gerçeklik üretir. Bu gerçeklik bize aslında kamusal alan denen şeyin, bazen devlet dairesi, bazen üniversite, bazen de otogar bankı olduğunu anlatıyot. Ama işin en iyisini devlet biliyor, devlet bize “kumda oynayın da bir yerinize çöp batmasın” diyor.


Denizli’de alkol yasağı tartışmalarıDenizli Belediye Meclisi’nde umuma açık alanda alkol yasağı tartışıldı.

Kamusal alanda içki yasaklandı

10.03.2010- Ferah IŞIK – DENİZLİ- Belediye Meclisi’nin toplantısı Belediye Başkan Yardımcısı Osman Zolan’ın başkanlığında yapıldı. 11 gündem maddesinin yer aldığı toplantının ilk maddesi olan ilk kez hazırlanan Denizli Belediyesi Emir ve Yasaklar Yönetmeliği taslağı görüşüldü. 141 maddeden oluşan yönetmelik taslağı, CHP’li üyelerinin isteğiyle maddeler halinde görüşmeye açıldı.

Alkol kullanılamayacak alanların belirtildiği 5′inci maddenin 2′nci bendinde ise AK Partili üyeler ile CHP ve MHP’li üyeler arasında tartışmalar yaşandı. ‘Umuma mahsus yerlerde, ibadethanelerin avlularında, terminal, gar ve parklarda yatmak ve alkollü içki içmek yasaktır’ düzenlemesine muhalefet tepki gösterdi.

MHP meclis üyesi İbrahim Açıkgöz, maddenin kabulünün sıkıntılar doğuracağını, Denizli’de alkol kullanmanın yasak olduğu imajını vereceğini belirterek, “Türkiye’de alkol kullanmak, üretmek ve satmak serbest. Eğer ‘umuma açık yerlerde’ diye bir ibare kullanırsak, şehrin her yerinde, kanunen serbest olanı yasaklamış oluruz. Bu da Denizli’de alkol kullanmak yasak anlamına gelir. Umuma açık yerler ibaresi kaldırılmalıdır. Biz insanlara içki içebilirsin, içemezsin diyemeyiz. O kişinin kendi takdirine kalmıştır. Düzenleme bu haliyle Denizli’ye zarar verir” dedi.

UMUMA AÇIK İBARESİ OLMAZ

Madde hakkında CHP’li üyeler de Açıkgöz’e destek verdi. CHP’li üye Arif Balkanay, maddenin alkole karşı olma anlamı taşıdığını vurgulayarak, “Bizim amacımız düzenleme yapmak. Burada cami alanları, terminal, gar ve parklarda yasak, okul alanlarında, hastanelerde serbest şeklinde de anlaşılır. Umuma açık ibaresi olmaz. Şehrin her alanı umuma açık yerdir. Piknik alanları da, mesirelik alanlar da umuma açıktır” diye konuştu. Madde hakkında söz alan AK Partili meclis üyesi Hasan Abuş, maddenin insanların alkol almalarını yasaklayan bir ibare içermediğini, tinerci, yapıştırıcı ve aşırı alkol alarak çevreye rahatsızlık veren kişileri içerdiğini savundu.

Abuş’un açıklamasına tepki gösteren CHP’li Müjdat İlhan ise, Kabahatlar Kanunu’nda çevreyi rahatsız edecek hareketler için maddeler ve yaptırımlar bulunduğunu hatırlattı.

“ALKOLE KARŞI DEĞİLİZ”

Olayın alkole karşı olmak ya da savunmak olmadığını dile getiren Meclis Başkanı AK Partili Osman Zolan, AK Parti’nin alkol kullanımına karşıymış gibi gösterilmesinin doğru olmadığını, demokratik bir ülkede yaşadıklarını ve isteyen herkesin alkol alabilme özgürlüğüne sahip olduğunu söyledi. Zolan, “Hazırlanan bir yönetmelik taslağı var, bunu irdeliyoruz, üzerinde çalışıyoruz. Umuma açık alanlarda alkol alıp daha sonra insanlara rahatsızlık verilmesini önlemek istiyoruz. Adam parka gelip bir küçük açıp sonra da içip insanlara sataşırsa buna izin veremeyiz. Bunun önüne geçmek istiyoruz. Denizli alkol kullanımına karşıymış, alkol içmek yasakmış gibi yanlış anlaşılmaları önlemeliyiz. Bu konuda muhalefetin görüşlerine katılıyorum” diye konuştu.
Bu tartışmaların ardından CHP ve MHP’li üyeler, maddenin ‘umuma açık yerlerde alkol alınması yasaktır’ ifadesinin, ‘kamusal alanda alkol alınması yasaktır’ olarak değiştirilmesini önerdi. AK Partili’lerin de destek vermesiyle ifade değiştirildi.

Daha sonra söz alan AK Partili üye Sezai Günalp ise, Korucuk Mahallesi’nde tavernalar konusuna değindi. Günalp, sekiz taverna olduğunu, bu mekanlarla ilgili kendilerine sürekli şikayet geldiğini kaydederek, “Tavernalar ile ilgili de düzenleme yapılması gerekiyor. Bugüne kadar bu mekanlara kesilen ceza milyonları buldu ama gördük ki, para cezası keserek hiçbir yol katedemiyoruz, sonuçta hiçbir şey değişmiyor. Kalıcı önlemler almamız gerekiyor” dedi.

19 AK Parti, 11 CHP ve 7 MHP’li üyenin bulunduğu Denizli Belediyesi, Emir ve Yasaklar Yönetmeliği taslağı üzerinde meclisin görüşmeleri devam edecek ve 141 madde toplu olarak oylanacak. Yönetmelikte pazar yerlerinde atletle satış yapmak, umuma açık yerlerde halkın huzurunu bozacak davranışlar, evin sıvasız ve boyasız olmaması gibi ilginç maddeler bulunuyor. (dha)

Bir Cevap Yazın