İdeolojik değiliz!

“İdeoloji nedir?” konusunu sadece Marx’tan Gramsci’den okumak olur mu? Olmaz.

Üç konuğumuz var. Birincisi, elbette, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Tekel işçilerinin eylemine polisin şiddetle karşılık vermesi sonucu ortaya çıkan görüntülerle ilgili olarak (kış soğuğunda havuza dökülen işçiler, hatırlayacaksınız) 28 Aralık 2009’da şu açıklamayı yapıyor:

“Bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de işçinin havuza atlamasını, orada soğukta kalmasını ister? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem”

Açıktır ki Erdoğan ideolojik bir eylemden pek hazetmiyor. Bahsettiği tabii ki polisin işçiyi suya dökmesi eylemi değil. O haşa ideolojik olamaz zaten. Polisin ideolojik nesnelliğini yakın tarihimiz de bize anlatıyor ayrıntısıyla. Hedefinde yakında işçilik statülerini kaybedecek olan işçiler var. İdeolojik ideolojik ortalıkta dolanmanın, ses çıkarmanın kabul edilemez olduğunu, belki de modasının geçtiğini düşünüyor. Ama kendi ideolojk duruşundan ya da TÜSİAD’ınkinden rahatasız olup olmadığını bilemiyoruz. İşçininkinden rahatsız, kesin olan bu. Peki.

İkinci konuğumuz Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu. Başbakanın bu söylediğine çok alınan Kumlu, aynı gün, kendisini ve sendikayı, Dünya gazetesinin haberine göre, şu şekilde savunuyor:

“Mustafa Kumlu “Bizim maksadımız üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Ama her nedense hükümet bunu ideolojik bir durum olarak değerlendiriyor. Bizim ideolojiyle işimiz yok” dedi. Kumlu, Tekel işçilerinin bir “hak mücadelesi” verdiklerini, sorunların masa başında çözümü için Tekel işçilerinin eyleminin 10. gününe kadar gerekli gayreti gösterdiklerini ifade ederek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını “üzüntü” ile karşıladıklarını söyledi.”

Kumlu da ideolojik olmak konusunda Başbakan’la aynı görüşte. “Hayır efendim, ne münasebet, ideolojik mideolojik değiliz. Hak mücadelesinin nesi ideolojik?” diyor.

Kumlu Tekel işçilerinin eylemleri sonucu Ankara’da geçen hafta düzenlenen miitingde de benzer fikirlerini yeniledi. Radikal’in 18 Ocak 2010 tarihli haberinden aktarıyoruz:

“İşçilerin verdiği mücadele ‘ideolojik’ diyenler olduğunu ifade eden Kumlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Verdiğiniz mücadele ideolojik mi?

[Burada konuşmayı dinleyen işçiler hep bir ağızdan “Haaayııııırr” diye bağırıyorlar.]

Sizler, ekmek parası için özlük haklarınız için güvenli bir gelecek için mücadele veriyorsunuz. Sizler, özelleştirmelerin memleketimizi nasıl yoksullaştırdığını, nasıl ele güne muhtaç ettiğini göstermek için mücadele ediyorsunuz.”

Tekrar edelim. Türkiye’nin en büyük sendikalar konfederasyonunun başı, Türk-İş Başkanı işçilerin iş ve hakları için mücadelesinin ideolojik olmadığını söylüyor. İşçi sınıfı mücadelesinin ideolojik olmadığını söylüyor. Yani diyor ki işçi sınıfı ile yerel ve küresel sermayenin arasındaki çelişkinin ideolojik bir yönü yoktur, işçi sınıfının karşı koyuşunun ise hiç bir ideolojik yönü olmadığını söylüyor. Aklı başka taraflara kaymış olanlar varsa onlara da uyarı yapıyor: İdeoloji yok!

Bu tür bir yaklaşım üzerine derste sık sık konuştuk. Üzerine çok şey söylenebilecek bir konu. İdeolojiyi reddetmenin nasıl pozitivizme, teknokrasiye, ya da baskı rejimlerine özgü olduğuna dair…

Ama bu sefer ben değil, son konuğumuz konuşacak. Adı Barış Uygur, haftalık Uykusuz dergisinin yazarlarından. 7 Ocak 2010 Perşembe günkü sayıda, köşesinde şöyle yazıyor Barış Bey:

“A dostlar benim bir sıkıntım var. Derdim şu ki, ne zaman birileri kendince “güzel” bir şeyler yapmak için insanları bir araya toplamaya kalksa “kesinlikle hiç bir ideolojiyle ilgimiz yok” gibilerden bir not düşüyor ya, işte ona kahroluyorum. Öncelikle siyasi bir görüşe hizmet etmek ayıp değil, günah değil, yanlış değil. İkinci olarak da birden fazla insanın bir araya gelerek gerçekleştirdiği bir çalışmanın herhangi bir siyasi görüşle, ideoloji ile alakası olmadığını öne sürmek neyin nesi? Diyelim ki fakirlere yardım amaçlı bir araya geldiniz. Politik bir tavır değil mi bu yani? Yıllar yılı “politik” olmayı tu kaka diye öğreten andavalların, arsızların, … [buraları sansürlüyorum] … ay dur aman çok sinirlendim. Bunun nedeni bize bir şekilde “politik olan kötüdür” diye belletilmiş olması. Halbuki görme engelliler için teybe kitap okumak da, dişinden tırnağından arttırdığını gidip deniz fenerine ve yahut bilmemne vakfına vermek de politik bir davranış. Herşeyi devletten beklemek de, her şeyi devletten beklememek de politiktir, ideolojiktir arkadaşlar. Bakın başkası olsa, bu düşünceden sayfa sayfa kitap yazardı. Ben sizi bir paragrafla kurtarıyorum, bu kıyağımı da unutmayın. (ve evet, bu da politik, bu da ideolojik).

Bir Cevap Yazın