Akademinin sonu geliyor

Guardian gazetesinin 22 Aralık 2009 tarihli haberinde aktarılanlara göre Britanya hükümeti üniversitelerin kamu harcamalarındaki payını azaltmak üzere hazırlık yapıyor ve üniversitelerden daha hızlı eğitim programları hazırlamalarını talep ediyor. İngiltere’de zaten üç sene olan lisans eğitimini, daha yoğun işlenecek bir müfredatla iki seneye çekmeleri istenmiş üniversitelerden.

Küresel çapta kamu harcamalarını azaltmaları için devletlere çok boyutlu baskılar var. Bu talebin bir boyutu artan dikey (yeni sektörlerin ortaya çıkışı) ve yatay (ürün ya da hizmet miktarının artması) metalaşma süreçlerinin sosyal devlet paradigmasını çökertmesiyle ilgili. Diğer bir boyut ise akademinin değişen toplumsal işlevi ve ekonomiye entegrasyonu ile ilgili.

Uzun zamandır üniversitelerin akademi niteliklerinin törpülendiğine; nitelikli beyaz yakalı işgücü imalatçısı meslek yüksek okulllarına ve sermaye-bilim akrabalığının beslendiği atardamarlara dönüştüklerine şahit olmaktayız. Türkiye’de de devlet üniversitelerinin kendi finansal kaynaklarını yaratmak zorunda kaldıkları bir darboğaza düştükleri asikar. Zaten neo-liberalizm ideolojik olarak hegemonik hale geldikçe bir üniversitenin ne demek olduğunu hatırlayan insan sayısı azalıyor. Bir gence meslek edindirmek kadar, nitelik de kazandırmaya çalışan, yarattığı sosyal ortamla bireyi hem siyasal hem de toplumsal bir varlığa dönüştüren, çalışma zorunluluğu denen zulümden önce hayatın çok önemli bir mekanı olması gereken üniversite, şimdilerde giderek daha fazla kariyer planlamasının ilk adımı olmaya başlıyor.

İngiltere’deki gelişmeler hızla bizim üniversitlerimizi de vuracaktır. Akademi ya ölecek ya da kendine başka bir yaşam alanı aramak zorunda kalacaktır. Bu hem akademinin bir toplumsal kategori olarak farklı koşullara uyum becerisine bağlı, hem de Türkiye’deki akademinin niteliğine… Ne yazık ki ikincisi açısından umutlu olmamız için pek fazla gerekçemiz yok.

Bir Cevap Yazın