Aydınlanma Çağı’nın iki dâhi çocuğu

Cansu Yılmazçelik, 12 Nisan 2009 sayılı Taraf gazetesinin Pazar ekinde, Daniel Kehlmann’ın yazdığı ve Ayça Sabuncuoğlu tarafından Türkçeye çevrilen “Dünyanın Ölçümü” başlıklı kitabı tanıtıyor. Modern dönemin iki önemli bilim adamının, Gauss ve von Humboldt’un öykülerini edebi bir dille aktaran kitap ile ilgili olan yazıyı aşağıya alıntılıyorum. Cansu Yılmazçelik’e yazısını sitede kullanmama izin verdiği için teşekkür ediyorum.

Bir yazarın gözünden iki dâhinin hayatı…Cansu Yılmazçelik

Taş ustası bir babayla okuma yazması olmayan bir annenin dâhi çocuğuydu Carl Friedrich Gauss… Üç yaşındayken babasının ona gösterdiği bir kaç harften yola çıkarak okuma yazma öğrenmişti. Babası, onun da diğer kardeşleri gibi okulu bırakıp bir işe gireceği günleri hayal ederken, o, ilkokuldaki matematik öğretmenini şaşırtmakla meşguldu. Öğretmen, tüm öğrencilerden birden yüze kadar olan sayıları toplamalarını istemişti. Birkaç saniye sonra cevap tek bir satıra yazılmış olarak Gauss’un önünde duruyordu: “Beşbin elli.”

Küçük dâhi, sayıların en yükseği ile en küçüğünün toplamının 101 olduğunu ve bu sonucun, bir sonraki büyük sayı ile bir sonraki küçük sayı için de geçerli olduğunu keşfetmişti; “doksan dokuz artı iki, yüz bir” diyordu küçük çocuk, “doksan sekiz artı üç, yüz bir…Yani elli çarpı yüz bir, eşittir beş bin elli!”

Öğretmenin o gün dersten sonra verdiği kitap Yüksek Artimetik‘ti ve çocuk, ertesi gün kitabı geri getirdiğinde, kitabın “ilginç” olduğunu söylemişti. Bir gecede bütün bir aritmetik kitabını hatmetmişti ki bu da kardeşleri gibi bedensel bir işe gönderilmek yerine, Braunschweig Dükü Karl Wilhelm Ferdinand’ın bursuyla yüksek öğrenim görmesini sağlayacaktı.

Antik çağlardan beri gelmiş geçmiş en büyük matematikçilerden biri olarak kabul edilen Gauss, üniversite arkadaşlarını budala bulduğu yıllarda bir tandan da zamnın en mükemmel aritmetik kitabını yazıyordu.

Ondan sekiz yaş büyük olan Alexander von Humboldt, Almanya’nın bir başka köşesinde yine olağanüstü başarılar yaratarak büyümekteydi.

Soylu olmasa da varlıklı bir ailenin küçük oğluydu. İki erkek kardeşin babaları öldüğünde, gençlerin eğitimi konusunda Goethe’ye danışmıştı anneleri. Goethe, konuyla ilgili anlaşılmaz şeyler söylemiş ve ailenin güvenilir uşağı da bu sözlerin anlamını açıklamıştı: “Bir tanesi kültür adamı olarak yetiştirilmeli, diğer ise bilim adamı olarak.” Hangi çocuğun handi yolda yetiştirileceği ise yazı tura atılarak belirlenmişti.

İki kardeşin rekabetleri aradan geçen yıllar zarfında birbirlerini bir bütünün yarısı gibi hissetmelerini sağlayan bir güce dönşürken; ağabey, ülkenin önde gelen dilbilimcilerinden biri olarak yepyeni bir eğitim sitemi yaratıyor, diğer kardeş Alexander is, dünyanın en büyük kaşiflerinden biri haline geliyordu.

Alexander, Güney ve Orta Amerika’yı keşfediyor, gittiği her yeri, adeta delice bir hevesle ölçerek yeni, hatasız haritalar yaratıyor ve bu arada ağabeyi de tuhaf yerlerden gelen mektupların yayınlanmasını sağlayarak kardeşinin ününe ün katıyordu. Genç adam, pek çok yeri keşfetti, sayısız bitki türü ve ahycanı tanımladı, dünyanın derinliklerinin soğuk olduğunu iddia eden neptünistlerin kuramlarını geçersiz kıldı. Artık tüm akademilerin kapısı sonuna kadar açıktı ona.

Can Yayınları’nın günümüz edebiyatının karika çocuğu olarak tanıttığı Alman yazar Daniel Kehlmann, Dünyanın Ölçümü adıyla Türkçeye kazandırılan kitabında, “Aydınlanma Çağı’nın iki harika çocuğu” olan Gauss ve Humboldt’un yaşamlarının bir fikir çevresinde kesişmesini anlatıyor. Dünyanın ölçümü fikrini yıllardır taşıyan Humboldt’un Gauss’la kurduğu diyaloglar çerçevesinde, iki gerçek dahinin yaşamına ait sayısız ayrıntıyla buluşturuyor okurunu.

Bu arada Kehlmann’ın bilimsel ayrıntılarda boğulmayan, müthiş akıcı dili de takdir edilmeli. Zira sayılara ilikin tespitler ya da “uzam” kavramıyla ilgili önermeler gibi çetrefil konuların görüldüğü yerlerde, kitabın anlaşılırlığı ile ilgii olarak kuşkulanmaya başlayan okurunu ürtkütmeyen, onun ilgisini dağıtmayan bir anlatımın altından başarıya kalkmış Kehlmann ve sayılar dünyasının iki kralından bahsederken böylesi bir anlaşılırlığı sağlamanın, oldukça zor bir iş olduğunu teslim etmek gerek.

Keşfetme güdüsünün karşı koyulamazlığıyla büyülenen iki dehanın yaşamlarının çeşitli dönemlerinden karşılaştıkları güçlükler, bunlara karşı direnişleri, keşifleri, bilim çevrelerinden aldıkları tepkiler ve ayrıca sosyal hayat ile kadınlara bakış açılarının hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan “Dünyanın Ölçümü”nün; yalnızca biyografi meraklılarının değil, bir romandan beklentisi daha geniş olan okurların da ilgisini çekeceğinden eminim…

Bir Cevap Yazın