31 Mart isyanının 100. yıldönümü

31 Mart Olayı Tramvay Yaralıları Hastaneye Taşırken Tahsin İspiroğlu Koleksiyonu AFDIVH041

Bugün, 13 Nisan 2009. 31 Mart ayaklanmasının yüzüncü yıldönümü. Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde patlak verdiği için “31 Mart vakası” olarak bilinegelen isyan, 1908 meşrutiyet devrimi sonrasında ortaya çıkan karşı-devrimci bir kalkışma olarak düşünülebilir. Resmi Cumhuriyet tarihçiliğinin dinci ayaklanma olarak tercüme ettiği bu isyanda, Temmuz 1908’de II. Abdülhamit’in seçimlerin yapılmasını kabul etmek durumunda kalışından ve sonrasındaki gelişmelerden memnuniyetsizlik duyan bir çok farklı kesimin katılımı vardı aslında.

Giderek mektepli (modern eğitim yapan askeri okullardan mezun) subayların II. Abdülhamit döneminde tekrar elde ettikleri ayrıcalıklı statülerini ortadan kaldıracağını gören alaylı subaylar; artan siyasal ve toplumsal sekülerizasyonun (dünyevileşmenin) kendi konumlarını istikrarsızlaştırmasından korkan medrese öğrencileri, ulema’nın bir kısmı ve şeyhler; “istibdat” döneminde devletin kurumsal yapısından nemalanan ancak devrim sonrası işssiz kalan binlerce bürokrat ve muhbir; İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin perde arkasından hüküm sürmeye çalıştığı ve askeri destek ile sözünü geçirmeye çalıştığı siyaset ortamından huzursuz olan liberaller, ve giderayak Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gelişmelere müdahele ederek küresel emperyal siyasetini sürdürmeye çalışan İngiliz hükümeti… İsyanın, meşrutiyet karşıtı bir hareket olarak örgütlenmesinin ötesinde bir İTC karşıtlığı daha açıktı. Bu yüzden “şeriat isteriz” çığlıkları arasında düzenlenen mitingler bu isyanı bir dinci isyan olarak nitelendirmemize yetmiyor.

31 Mart olayı sonrası Taksim Kışlası önü, 24 Nisan 1909 Editör Bon Marché Tahsin İspiroğlu Koleksiyonu

Bütün bu karmaşık ve oldukça eklektik sayılabilecek bir koalisyon, yankıları ve çağrıştırdıkları bugüne kadar uzanan bir ilericilik-gericilik tartışmasını da başlatan bir siyasi isyanı sürüklemiş görünüyor.

Gerçekten de 1909 ayaklanması ordu ile siyaset arasındaki ilişkiden, liberal-muhafazakar ittifakına, demokrasinin ne olduğu tartışmasından özgürlüklerin kamusal anlamına kadar, günümüzde dil ve can yakan temaların o günlerde de oldukça popüler olduğunu görüyoruz. 31 Mart vakası her yönüyle, bugünkü siyaseti anlamak açısından üzerinden tekrar tekrar düşünülmeyi hak ediyor.

NTV Tarih dergisinin Nisan sayısı bu konuda özel bir dosya hazırlamış. Ahmet Kuyaş’ın ana metnini yazdığı dosyada o döneme dair ilginç ayrıntılar mevcut. Bunlardan bir tanesi, isyan vesilesiyle “irtica” kelimesinin ilk kez kullanılması hakkında. “Rücu”, yani “geri dönme” kökünden türetilmiş irtica ve mürteci (irticacı) kelimeleri 31 Mart’tan sonra gündelik dile yerleşmiştir.

İngiltere Büyükelçiliği'ni koruyan Harbiye öğrencileri Editör Bon Marché, 279 Tahsin İspiroğlu Koleksiyonu

Türk modern siyaseti, dinî siyasal refleksleri sistematik olarak gericilik şeklinde kodladığından irtica kavramı, örneğin, 1789 Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkan ve aristokratik döneme hasret duyan muhafazakarlar için de kullanılabilecekken, Türkiye’de sadece “dincilik” ya da “dinsel tepki” olarak anlaşılagelmiştir.

31 Mart vakasının bize hatırlatabileceği bir başka gerçek de, siyasal devrimlerin aşmak zorunda oldukları “iç savaş” engeli.  Tarihçi Halil Berktay’ın derslerinde anlattığı bu “siyasal devrimin aşamaları” fikrine göre gerek 1789’da, gerek 1917 Sovyet Devrimi’nde, gerekse de 1923 Cumhuriyet Devrimi’nde, radikal siyasi dönüşüm projeleri kısa bir süre içinde bir karşı-devrimci toplumsal tepkiyi göğüslemek durmunda kalmıştır.

14 Nisan'da başlayan olaylardan sonra yakılıp yağmalanmış mahalleler

Zaman zaman bölgesel, bazen de yaygın bir iç savaş şeklinde cereyan eden bu itirazın sorumluluları genellikle dönüşmekte olan siyasal ve toplumsal düzende artık kendilerine yer bulamayacaklarını düşünen kesimler oluyor. 1909 isyanı da bu açıdan benzer özellikler taşımakta.

31 Mart vakası elbette sadece İstanbul’da yani başkentte yankılanmadı. Özellikle Rumeli ve Makedonya bölgesinde, ama Anadolu’dan bir çok tepkinin yükseldiği biliniyor. 11 gün süren isyanı bastırmak için Balkanlar’da Meşrutiyeti korumak için biraraya gelen yüzlerce gönülllüden oluşan bir Harekat Ordusu kurulmuştu. Mustafa Kemal de genç bir mektepli subay olarak bu orduda görevliydi.

İsyanın Anadolu’daki daha dolaylı etkilerinden biri de giderek yükselmekte olan etnik düşmanlığın özellikle Adana’da bir Ermeni katliamına dönüşmesiydi. Sacit Kutlu bu olayları, yine NTV Tarih’in Nisan ayı sayısında anlatıyor. 31 Mart vakasının ertesi günü, 14 Nisan’da patlak veren Ermeni-Müslüman çatışmalarında 20 bini Ermeni 22 bin kişi hayatını kaybetmiştir.
* 31 Mart vakası ile ilgili olan ilk üç resim Osmanlı Bankası Arşivi’nin internet sitesinden, Adana olayları ile ilgili olan son resim ise New York Eyalet Arşivlerinin internet sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın