Edmund Burke’ün özgürlük anlayışı

Derste muhafazakarlığı tartışırken elimizde olsaydı iyi olacaktı. Can Aktan hocanın internet sitesinde yayınladığı çalışmalarından biri de Edmund Burke’den kısa bir alıntının çevirisi. Derste konuştuğumuz şekliyle 18. yüzyıl sonu, Fransız Devrimi karşıtı muhafazakarlığın en nadide örneklerinden…

Özgürlük Üzerine
EDMUND BURKE
1790

“İdeal anlamda özgürlük, özgürlük ve aydınlıktan yeniden faydalanmak için kendi hücresinin karanlığından ve kısıtlamalardan kaçan ve benim hassaten tebrik ettiğim çılgın adamların insanlığa bahşettikleri en hayırlı şeyler arasında değerlendirilebilir.

Bu nedenle, devletle nasıl uzlaşıldığını öğrenene kadar Fransa’da ortaya çıkan yeni özgürlük anlayışı ile ilgili tebriklerimi geçici bir süre için erteliyorum. Özgürlüğün bireyler üzerindeki etkisi şudur: Bireyler özgür iseler istedikleri şeyleri yapabilirler… Fransız devrimi daha önce dünyada meydana gelmeyen en şaşırtıcı şeydir. Münasebetsizlik ve vahşetin bu görülmemiş kaos ortamında her şey doğal mecrasının dışına taşmış gözükmektedir. Yine de bazı görülmemiş durumların kendinden geçme ve övünmeden başka bir düşünceyle meydana geldiğini inkar etmiyorum.

Magna Carta’dan Haklar Bildirgesi’ne kadar haklarımızdan, atalarımızdan bize kalan ve gelecek nesillere aktaracağımız bir miras ve daha genel ve daha önceki başka bir hakka her hangi bir atıfta bulunmaksızın bu krallığın halkına ait özel bir mülk olarak bahseden anayasamızın yeknesak bir politikasının olduğu gözlemlenebilir. Bununla anayasamız kendi içerisinde çok fazla farklılığı barındıran bir yeknesaklığı muhafaza etmektedir. Biz soydan soya geçen bir krallığa sahibiz; miras yoluyla aktarılan bir asiller sınıfımız var ve Avam Kamarası ile uzun bir atalar silsilesi yoluyla imtiyazlı oy verme hakkına ve özgürlüklere sahip bir halka sahibiz. Miras, tam bir muhafazakarlığı ve intikal ilkesini gündeme getirirken ilerleme ilkesini göz ardı eder. İktisaplara karışmaz; ancak, iktisap edilen şeyi güvence altına alır. Bu tip bir mirasın tercih edilmesi ile siyasi yapımıza kan bağına dayanan bir ilişki imajı kazandırıyoruz, anayasamızı ülkenin yerel bağları ile ilişkilendiriyoruz, temel kanunlarımızı aile bağlarımıza uyumlu bir hale getiriyoruz ve devletimiz, kalplerimiz, mezarlarımız, sunaklarımız gibi sevecenlik yansıtan her şeyin etkisiyle onları aziz tutuyoruz ve olmazsa olmaz şeyler haline getiriyoruz.

Kurumlarımıza, doğanın bizlere öğrettiği ihtiyarlıkları ve güçsüzlükleri nedeniyle insanlara saygı gösterilmesi ilkesi çerçevesinde hürmet gösteriyoruz…

Tiers Etat’a seçilen kişilerin listesini gördükten ve niteliklerini öğrendikten sonra onların aralarında şaşırmama neden olacak hiçbir kimse göremedim. Gerçekten de onların arasında bilinen mevkilerden bazılarını, bazı parlak meziyetlere sahip olan kişileri gördüm; ancak, devlet işlerinde tecrübe sahibi olan tek bir kişi bile göremedim. Ulusal meclis, çalışmalarını sona erdirdiğinde kendi görev süresini de tamamlamaktadır. Kendi krallarını istemekte ısrar eden bu halk bu cumhuriyetin bütün parçalarını bir arada tutmaya yetecek gücü ona devretme gücüne sahip değildir…

Bu fikirlere sahip olsalar bile onların atalarının tecrübelerinden, ülkemizdeki temel kanunlardan, meziyetleri uzun yılları alan sağlam bir tecrübeyle ve devletin artan gücü ve ulusun refahının artması ile doğrulanan anayasanın sabit şeklinden bahsetmek beyhude bir şeydir. Onlar tecrübeleri cahil halkın hikmeti diye küçümsemektedirler. Geriye kalanlar ise eskiye ait tüm örneklerin, daha önce olan her şeyin, sözleşmelerin ve Parlamento’nun çıkardığı tüm kanunların tek bir patlamada ortadan kalktığı bir madende pişmiş kişilerdir. İşte bu kişiler insan haklarına sahip kişilerdir. Bu kişilere karşı hiçbir emir işlemez; bunlara karşı hiçbir anlaşma bağlayıcı değildir, hiçbir ölçüyü kabul etmezler ve hiçbir uzlaşmaya rıza göstermezler. Onları taleplerinden mahrum bırakacak şey hile ve adaletsizlikten başka bir şey değildir. …

Daha da ötesi ben insanların reel haklarını inkar ediyorum. Onların haklarla ilgili yanlış iddialarını reddederken bu hakların asli haklar olduğunu inkar etmiyorum ve onların yapmacıklı haklarının tamamen ortadan kaldırılmasını da kastetmiyorum. Herkes başkalarının hakkına tecavüz etmeksizin yapabileceği her şeyi yapma hakkına sahiptir.”

Kaynak: C. Can Aktan ve İ. Yaşar Vural (Derleyen ve Çeviren) , Özgürlük Yazıları, Çizgi Kitabevi, 2003. (Peter Viereck, Conservatism- From John Adams to Churcill-, Princeton: New Jersey. S.110-12.’den Aktan ve Vural tarafından çevrilmiştir)

Bir Cevap Yazın